Avrupa Türklüğünün kültürel kimliği "Türk"'dür
Aynı zamanda Avrupa Türk Konfederasyon genel başkanlığını sürdüren Cemal Çetin, Avrupa Türklüğünün karşılaştığı sorunları TBMM Genel Kurulunda gündeme getirdi. MHP İstanbul Milletvekilimiz Cemal ÇETİN: Yurt dışında yaşayan Türklerin özellikle Avrupa Türklüğünün kültürel kimliği olan Türk kimliğini koruyabilmesi için ana dilimiz Türkçeye ve yüce dinimiz İslam'ı öğrenebilmesi için Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının daha etkin çalışmalar yapması gerektiğini ifade etti.
AA

MHP İstanbul Milletvekili Cemal Çetin bütçe görüşmeleri sırasında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerini açıkladı.

 

Aynı zamanda Avrupa Türk Konfederasyon genel başkanlığını sürdüren Cemal Çetin, Avrupa Türklüğünün karşılaştığı sorunları TBMM Genel Kurulunda gündeme getirdi. MHP İstanbul Milletvekilimiz Cemal ÇETİN: Yurt dışında yaşayan Türklerin özellikle Avrupa Türklüğünün kültürel kimliği olan Türk kimliğini koruyabilmesi için ana dilimiz Türkçeye ve yüce dinimiz İslam'ı öğrenebilmesi için Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının daha etkin çalışmalar yapması gerektiğini ifade etti.

 

MHP İstanbul Milletvekilimiz Cemal ÇETİN, “Bilindiği gibi, 31 Ekim 1961'de yapılan İşgücü Anlaşması çerçevesinde ülkemizden gruplar hâlinde, başta Almanya olmak üzere Avrupa'nın çeşitli ülkelerine çalışmak amacıyla başlayan göç 57'nci yılını geride bırakmıştır. Yaşanan bu göçle kendilerini dili, dini ve yaşayışları farklı bir kültürün içerisinde bulan Avrupa Türklüğü geçen elli yedi yılda ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, İslamofobi gibi insani olmayan politikalar nedeniyle giderek daha fazla sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır; "uyum" adı altında yapılan uygulamalarla toplumdan dışlanmış, ikinci sınıf insan muamelesine tabi tutulmuşlardır. Bugün yüz yüze kalınan en büyük sorunların başında çocuklarımıza ana dilimizin unutturulmak istenmesi ve "Euroislam" olarak ifade edilen, İslam'ın yeni nesillere kendilerinin istediği gibi öğretilmesi girişimleridir” dedi.

 

MHP İstanbul Milletvekilimiz Cemal ÇETİN, sözlerine “Almanya Türkiye'den öğretmen gelişini engellemektedir. Benzer şekilde, uyumu engelledikleri gerekçesiyle Türkiye'den gelen din görevlilerine de karşı bir tutum sergilemektedir. Bu gibi uygulamalarla "entegrasyon" adı altında kafalarının arka planındaki asimilasyon politikasını uygulamak istemektedirler. Bu sebeple, onlara göre İslam din dersleri Alman eğitimciler tarafından verilmeli, yardımcı ders olarak okullarda okutulan Türkçe ana dil dersleri de kaldırılmalıdır. Nitekim bu dersler kaldırılmaya başlanmıştır. Oysaki dilini ve dinini ait olduğu kültürünün arka planında uygun şekilde öğrenebilen bir çocuğun daha sağlıklı bir kişilik geliştireceği, öz saygısı, öz güveni olan, üretken bir erişkin olarak işlev göreceği uzmanların hemfikir olduğu bir gerçekliktir. Kimlik bunalımına düşmüş nesiller her türlü yönlendirmeye açık olacaklardır. Bu noktadan hareketle, kültürel kimliğimiz olan Türk kimliğinin ayrılmaz parçalarından olan dilimiz ve dinimizi doğru bir şekilde öğretmek ailelerin olduğu kadar devletimizin de başlıca görevleri arasındadır. Avrupa Türklüğünün geçmişiyle bağlarının kopmaması ve geleceğini üzerine yaşadıkları ülkelerde doğru bir şekilde şekillendirebilmesi için kültürel kimlikleri olan Türk kimliğinin siyasi iradeyle güvence altına alınması gerekmektedir. Yurt dışında yaşayan Türklerin özellikle Avrupa Türklüğünün kültürel kimliği olan Türk kimliğini koruyabilmesi için ana dilimiz Türkçeye ve yüce dinimiz İslam'ı öğrenebilmesi için Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının daha etkin çalışmalar yapması gerekmektedir. Bu sebeple YTB ve Yunus Emre Enstitüleri Türklerin yoğun olarak yaşadığı ülkelerde çocuklarımıza yönelik dilimizi, dinimizi, tarihimizi ve kültürümüzü öğretebilecek merkezler oluşturmalı ve bu merkezlere de işin uzmanı kadrolar görevlendirilmelidir” şeklinde devam etti.

 

MHP İstanbul Milletvekili Cemal Çetin bütçe görüşmeleri sırasında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerini açıkladı konuşmanın tam metni:

 

 

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;

Vakıflar Genel Müdürlüğü, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı bütçeleri üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi en değerli saygılarımla selamlıyorum.

 

Vakıflar, ecdadımızın hayır, hasenat, dayanışma ve yardımlaşma işlerindeki duyarlılık mirasını, kültürel kimliğimizin önemli yapı taşlarından birisi olacak şekilde yaşatan kuruluşlardır. Vakıflarımızın hukuk düzenimize, geleneklerimize ve kamu düzenimize uygun faaliyetler yürütmek kaydıyla toplum hayatında etkin rol üstlenmeleri ana hedefleri olmalıdır. Vakıfların gelişmesi ve toplum hayatında ön plana çıkması sağlanarak toplumsal ihtiyaçların daha iyi karşılanması, kamuoyu denetiminin etkinleştirilmesi temin edilmelidir. Kültürel mirasımız olan eserlere sahip çıkılması, restorasyon ve bakımlarının yapılması elbette takdir edilecek çalışmalardır. Ancak bu işler yapılırken tarihî dokularını bozmadan ve işin ehli kişilerce yapılması gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Vakıflar zamanın şartlarında değerlendirilmeli ve amacını gerçekleştirmesi için de yasal ve sosyal alanda uygun bir zemin hazırlanmalıdır.

 

Değerli milletvekilleri, 2011'de adı değişen ve faaliyet alanı genişleyen Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 1991'de Doğu Bloku ve Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından kurulmuştur ve bugün Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlıdır.

 

TİKA faaliyetleri devletimizin siyasi, diplomatik ve ekonomik açılımları için son derece önemlidir. TİKA, bugüne kadar yürüttüğü faaliyetlerle Türk varlığı ve eserlerinin olduğu ülkelerde kültürel kimliğimizin ve varlığımızın korunmasına yönelik başarılı işlere imza atmıştır. TİKA'nın imkânlarının, görev alanının uygun bir verimlilik çerçevesinde kullanılması için özellikle Türkistan, Kafkasya, Balkanlar gibi Türk kökenli bölgelerde daha çok irtibat ofisi açılmalı ve faaliyetleri yoğunlaştırılmalıdır.

 

Değerli milletvekilleri, TİKA'nın isim ve amaç değişiklikleriyle beraber, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm üretmek üzere, soydaş ve akraba topluluklarla ilişkileri güçlendirmek, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak daha yakın ilişkiler tesis edebilmek amacıyla Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile Yunus Emre Enstitüleri de kurulmuştur.

 

Bilindiği üzere, dünyanın her yerinde milyonlarca vatandaşımız yaşamaktadır. Ayrıca, tarihî ve kültürel bağlarımızın olduğu    nüfusu 200 milyona varan soydaş ve akraba topluluklarımız vardır.

 

Çalışmalarıyla gerek yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla gerekse soydaş ve akraba topluluklarla ekonomik, sosyal ve kültürel olarak daha yakın ilişkiler tesis etmesi beklenen YTB, personel ve bütçe yetersizliği nedeniyle görevini etkin bir şekilde yerine getirememektedir. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız tarafından YTB yeteri kadar tanınmamakta, faaliyet alanları bilinmemektedir.

 

Değerli milletvekilleri, yurt dışı ve YTB konuşulduğunda sayıları 5 milyonun üzerine çıkmış, başta Almanya olmak üzere Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde yaşayan Türkler aklımıza gelmektedir. Bu vesileyle Avrupa Türklüğünün temel sorunlarından bazılarını da burada dile getirmek isterim.

 

Bilindiği gibi, 31 Ekim 1961'de yapılan İşgücü Anlaşması çerçevesinde ülkemizden gruplar hâlinde, başta Almanya olmak üzere Avrupa'nın çeşitli ülkelerine çalışmak amacıyla başlayan göç 57'nci yılını geride bırakmıştır. Yaşanan bu göçle kendilerini dili, dini ve yaşayışları farklı bir kültürün içerisinde bulan Avrupa Türklüğü geçen elli yedi yılda ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, İslamofobi gibi insani olmayan politikalar nedeniyle giderek daha fazla sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır; "uyum" adı altında yapılan uygulamalarla toplumdan dışlanmış, ikinci sınıf insan muamelesine tabi tutulmuşlardır. Bugün yüz yüze kalınan en büyük sorunların başında çocuklarımıza ana dilimizin unutturulmak istenmesi ve "Euroislam" olarak ifade edilen, İslam'ın yeni nesillere kendilerinin istediği gibi öğretilmesi girişimleridir.

 

Almanya Türkiye'den öğretmen gelişini engellemektedir. Benzer şekilde, uyumu engelledikleri gerekçesiyle Türkiye'den gelen din görevlilerine de karşı bir tutum sergilemektedir. Bu gibi uygulamalarla "entegrasyon" adı altında kafalarının arka planındaki asimilasyon politikasını uygulamak istemektedirler. Bu sebeple, onlara göre İslam din dersleri Alman eğitimciler tarafından verilmeli, yardımcı ders olarak okullarda okutulan Türkçe ana dil dersleri de kaldırılmalıdır. Nitekim bu dersler kaldırılmaya başlanmıştır. Oysaki dilini ve dinini ait olduğu kültürünün arka planında uygun şekilde öğrenebilen bir çocuğun daha sağlıklı bir kişilik geliştireceği, öz saygısı, öz güveni olan, üretken bir erişkin olarak işlev göreceği uzmanların hemfikir olduğu bir gerçekliktir. Kimlik bunalımına düşmüş nesiller her türlü yönlendirmeye açık olacaklardır. Bu noktadan hareketle, kültürel kimliğimiz olan Türk kimliğinin ayrılmaz parçalarından olan dilimiz ve dinimizi doğru bir şekilde öğretmek ailelerin olduğu kadar devletimizin de başlıca görevleri arasındadır. Avrupa Türklüğünün geçmişiyle bağlarının kopmaması ve geleceğini üzerine yaşadıkları ülkelerde doğru bir şekilde şekillendirebilmesi için kültürel kimlikleri olan Türk kimliğinin siyasi iradeyle güvence altına alınması gerekmektedir. Yurt dışında yaşayan Türklerin özellikle Avrupa Türklüğünün kültürel kimliği olan Türk kimliğini koruyabilmesi için ana dilimiz Türkçeye ve yüce dinimiz İslam'ı öğrenebilmesi için Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının daha etkin çalışmalar yapması gerekmektedir. Bu sebeple YTB ve Yunus Emre Enstitüleri Türklerin yoğun olarak yaşadığı ülkelerde çocuklarımıza yönelik dilimizi, dinimizi, tarihimizi ve kültürümüzü öğretebilecek merkezler oluşturmalı ve bu merkezlere de işin uzmanı kadrolar görevlendirilmelidir.

 

Değerli milletvekilleri, işte Vakıflar Genel Müdürlüğü, TİKA ve Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının çalışmaları bu gibi nedenlerle son derece önemli faaliyetlerdir. Bu kurumların gayretleriyle Türklerin yaşadığı her yerde kültürel altyapı güçlendirilmeli, kültürel etkinlikler yaygınlaştırılmalı, diğer ülkelerle özellikle Türk cumhuriyetleri soydaş ve akraba topluluklarla kültürel ilişkilerimiz geliştirilmeli. Yurt içi ve yurt dışında bulunan kültür varlıklarımızın envanteri çıkartılmalı ve restorasyonları yapılmalıdır. Yurt dışında Türkiye aleyhine yapılan lobi faaliyetlerine karşı siyasi ve sosyal alanlar itibarıyla tanıtımın artırılması gerekmektedir. Türk devlet ve topluluklarıyla ilişkiler dilde, fikirde, işte birlik esasına dayandırılmalıdır. Türkiye dışında yaşayan vatandaşlarımızın yanı sıra soydaşlarımızın yaşadığı Kıbrıs, Kafkasya, Balkanlar, Orta Doğu ve Orta Asya ülkeleriyle ilişkiler başta ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel olmak üzere her alanda geliştirilmeli ve derinleştirilmelidir.

Türkiye dışındaki soydaş ve akraba topluluklarla uluslararası hukuk ve devletler arası ilişkilere yön veren esaslar çerçevesinde yakından ilgilenilmeli ve gerekli kurumsal iş birliği yapılanması öncelikle oluşturulmalıdır. Türkiye dışında yaşayan vatandaşlarımız ve Türk dünyasına ilişkin uygulanacak politikaların bir eş güdüm içerisinde bütüncül bir anlayışla yapılması gerekmektedir. Bu bütüncül yapıyı tamamlayacak bir üst kuruma ihtiyaç vardır. Her dönemde Milliyetçi Hareket Partisi olarak ifade ettiğimiz gibi, bu koordinasyon Türk dünyası bakanlığının kurulmasıyla sağlanabilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin dış politikasıyla uyum içerisinde atılacak tüm adımlarda TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı eksik kadrolarını en kısa zamanda tamamlaması gerekmektedir. Bölgesel ve yöresel liderlik hedefi olan Türkiye için TİKA ve YTB bütçelerinin artırılması külfet olarak görülmemeli; tam tersine, atılması gereken adımlar arasında öncelik ve zorunlu olarak kabul edilmelidir. Hem Türkiye dışında yaşayan vatandaşlarımızın hem de soydaş ve akraba topluluklarının, ayrıca, uzanacak yardım elimizi bekleyen insanların talebi bu yöndedir.

Sözlerime burada son verirken, görüşülmekte olan 2019 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini diliyor, yüce heyetinizi bir kez daha saygılarımla selamlıyorum.